ÇAYA ÇORBAYA CORONA
Bayram ERSOY

Bayram ERSOY

BAYRAM ERSOY
  • Youtube
  • Instagram

ÇAYA ÇORBAYA CORONA

04 Nisan 2021 - 11:22

ÇAYA ÇORBAYA “CORANA”

Bu gün sizlere konularımızı direkt ilgilendirmeyen ancak toplumsal hayatımızı derinden etkileyen ve git gide kronik bir hal alan “coronacı yaklaşımlar ve corona bahaneleri ” konusunda kısa bir analiz yapmak istedim. Zira bu hal kronik bir boyuta doğru kayarken, tüm insani erdemlerle birlikte özellikle bizim bazı değerlerimizi de aşındırmaktadır.

Amiyane bir ifade ile bir yıldan fazla bir zaman önce hayatımıza bodoslama dalıp, tadımızı kaçıran, çok değerli insanlarımızın ölümüne sebep olduğu gibi hayatımızı her alanda kısıtlayan “corona” virüsünü artık hepimiz çok yakından tanıyoruz. Bu zoraki misafir, çoğumuzun bildiği gibi esasında canlı bile sayılmayan, ancak bir canlı sayesinde var olup, üreyen ve sonuçta bizim ölümümüze sebep olan bir virüs.

Bu zoraki misafir hayatımıza dâhil olduğunda ondan korkumuz nedeniyle birçok değerlerimizden vazgeçmek, ertelemek hatta unutmak zorunda kaldık. Mesela hayatımıza “sosyal mesafe” diye bir kavram girdi. Esasında az çok gramer bilgisi olan, birazda bilinçaltı yazılımını bilen insanların hemen dikkatini çeken bu bir birine zıt iki kelimenin bir araya gelmesi tuhaf bir garabetti. Hem “sosyal diyeceksiniz, hem de “mesafe”… Biz elbette bu ince detayları düşünecek durumda değildik. Zira ölmek istemiyorduk. Oysa şeytan ayrıntıda/detayda ve ince işlerin içinde gizliydi ve şeytanlığını yaptı. 
Biz mesafeleri sosyal hayatımızın tamda ortasına koyduk. Elbette hemen bahane de hazırdı. “Corona” Bu kelimeyi en çok egomuz, nefsimiz ve zihnimiz sevdi. Zira esasında hayatımızın gerçek patronu, taçsız kralı ego-nefs-zihin üçlü imparatoru tam da böyle bir bahane arıyordu. Bu ölümcül vakanın içini boşaltarak kendi işine yaradığı gibi kelimesini her şekilde kullanmaya başladı. Örnekler sayısız ve sınırsız. Buyurun birkaç tanesi;

-  BÜYÜKLERİMİZİ ZİYARET EDERKEN ZATEN ZORLANIYORDUK YA… AL SANA “CORONA” BAHANESİ, ONLAR ARADIĞINDA NE DİYORUZ. VALLAHİ BABACIĞIM-ANNECİĞİM ASLINDA BİZDE SİZİ ÇOK AMA ÇOK ÖZELEDİK AMA İŞTE MALUM…….

- İŞLERİMİZİN TERS GİTTİĞİ ZAMAN, KARŞI TARAFA VERDİĞİMİZ SÖZÜ TUTMADIĞIMIZ ZAMAN… YA, ASLINDA HAKLISIN AMA CANIM BENİM İŞTE ŞU MALUM…..

- ŞU MALUM ..... BİR BİTSİN BU FAKİRİ O ZAMAN GÖR. ( Oysa çok gördük, gençliğini de iyi biliriz.)

- BU MERET ELİMİZİ KOLUMUZU BAĞLADI ARKADAŞ, KIPIRDAYAMIYORUZ Kİ... ( Zaten kıpırdamazdın, oldum olası bahanelere sığınırdın.)

- BU .... YÜZÜNDEN TIK YOK. SİFTAHSIZ DÜKKAN KAPATIYORUZ. ( Evet bu çoğu esnaf için gerçek bir serzeniş ama bazıları da bu durumu fırsata çevirerek başka şeyler yapmaktalar... biliyoruz.)

Gibi onlarca lastikli bahane Türkün keskin zekâsı ile birleşince sayısız ve sınırsız bir kullanım alanı oluşturuyor. 
Hayır, hayır komik değil, tam tersine trajik bir hal. Birçok aklı başında  insan bu tatsız kelimenin her yere sızmasından, özellikle bahanelerde bir araç olmasından bıkmış durumda. 
Oysa bu bahaneleri sıralayan insanların davranışlarını yakından incelediğinizde asıl uyması gereken şartlara uymadıklarını, maske kullanmadıklarını, mesafeye de çok riayet etmediklerini görüyorsunuz. 
Değerlerimize ve değerlilerimizi hiçbir bahaneye sığınarak ihmal etmeyelim. Her şey kuralları içinde mümkünken, bu çirken kelimenin etkisi ile imkânsızlaştırmayalım.  En önemlisi de bu türden yaklaşım ve davranışları içselleştirip, alışarak, kronik bir hastalık haline getirmeyelim.
Esselam ve de vesselam.                                                                     Bayram ERSOY